Polis nereye gidiyor?
Önceleri "Yargı siyasallaşıyor’’, diye suçlamalarda bulunanlar, şimdilerde ise ‘’ Yargı, bizim için siyasallaşmalı’’, istemiyle ortaya geliyorlar.
Aynı tezgah, polis örgütü üzerinde de oynanıyor. Bir zamanlar, ’’ Polis, siyasetten uzak durmalı’’, diyenler, şimdi ise ‘’ Polis, bizim siyasi örgütümüz olmalı’’ yı yaşama geçiriyorlar.
Ne toplumun ne siyasilerin ne hükümetin ne devletin bilimsellik, bilim, mantık, ulusallık, Türkçe, Türklük umurunda değil. Neden? Çünkü ülke, çünkü Türkiye, çünkü Türkiye’liler, çünkü Türkler bilimin, bilimselliğin, mantığın, onurun, ulusallığın buyruğuna değil siyasetin, ekonominin, batının, ahlaksızlığın istemlerine doğru yönlendirilmiş; batılılık, çağdaşlık, uygarlık, Atatürk’çülük, demokrasi, hukuk, anayasa, uluslar arası anlaşmalar adları altında.
Ülke öylesine mantıktan ve bilimsellikten uzak ki ne kuruluş yılı 1920 olan Türkiye Devleti’nde, Osmanlı Devleti’indeki bir yılı kuruluş yılı olarak alan polis örgütünün bu yaptığının ne de laik bir mecliste, doğa üstü güçlere inanan, tapan boş inançlı, bilimsellik dışı insanların, milletvekili olarak yer almalarının bilimselliğe, bilimsel mantığa, Türkiye Devleti’nin varlığına ihanet olması, hiç mantıksız bulunmuyor; devletin, hukukçuların, üniversitelerin, bilimcilerin, aydınların ve anayasanın tepkisine yol açmıyor.
Polis örgütü nereye gidiyor?Polis örgütündeki büyük ve derin yozlaşma nedir?Bu soruların bilimsellik açısından kaygı verici yanıtları, var olan polis örgütünün kapatılmasını ve yeni bir polis örgütünün kurulmasını gerektiriyor. Polis örgütünün, bir doğu ilimizde, polis örgütünün bu yıl ki sözde kuruluş tarihi yıl dönümü nedeniyle yaptığı bir piyeste, etnikçilik yanlısı oyun sergiledi. Ulusal bir devlette, etnikçilik yanlısı bir polis örgütü!
2010 martında, ‘’Ceza’’ adlı bir müzik topluluğuyla, polis örgütünün, toplumu suç işlemekten caydırmak amaçlı(erekli) bir tv tanıtım, eğitim filmi gösterildi. Bu tanıtımda, eğitimde kullanılan müziğin sözleri konusunda bir sorun yok çok:’’Suç işleme, sevgi işle’’, diyor, müziğin sözleri. Kötü, yanlış bir şey söylemiyor, istemiyor, öğütlemiyor yani. Sorun, bu sözlerin söyleniş biçiminde.
Bu sözler, rap müzik biçiminde söyleniyor. Bu da çok sorun yaratmayabilirdi. Ama bu sözlerin bir de rapçilerin giysileri ve hareketleriyle verilmesi; iyi, doğru, güzel bir şeyler öğretirken, yanında bir de ilkel, yanlış, kötü, yanlış, çirkin bir kültürü de öğretmektir. Rap müzik, ilkel bir kesimin, ilkel bir kültürüdür. İstiklal Marşı’nı ayakta değil de oturarak söylemeye karşı çıkanlar; ezanların rapçi hareketleriyle, rapçi biçimiyle söylenmesine karşı çıkanlar; camilere, mezarlıklara mini eteklileri, dekolte giysileri, içkilileri almayanlar; öz yanında biçimin de ne denli olduğunu iyi bilenlerdir. Özelde gençlere, genelde ise tüm topluma; iyi, doğru, güzel şeyleri öğretirken yanlış, kötü, çirkin biçimleri kullanmak ancak bir cehaletin, mantıksızlığın, biçimciliğin, yozluğun kültürü ve dışa vurumudur.
Polis şunları düşünmek zorunda: O kılibi yazanlar, çekenler, yönetenler, üretenler; o kılipte oynayanlar kimlerdir; kişilikleri, özel yaşamları, zevkleri nelerdir?
Elde içki şişeleri, kadehler, sigaralar, uyuşturucular ile de söylenebilir İstiklal Marşı. Ama buna izin verilebilir mi? Belki 100 yıl sonra, bir siyasi parti, iktidara gelebilmek ya da iktidarını koruyabilmek için, Anayasa’yı değiştirip elde içki, kadeh, sigara, uyuşturucu ile İstiklal marşı’nın söylenmesine; mini etek ile bikini ile hatta çırılçıplak olarak namaz kılmaya bile izin verebilir ya da vermek isteyebilir. O zaman ne yapılacak?
Aynı özeni neden polis örgütü göstermiyor? Neden hükümetin buyruklarıyla davranıyor, vicdanını da kullanmıyor? Ya biraz önce yazdığım gibi bir hükümet başa geçerse; bikini i le namaza, elde içki şişeleriyle İstiklal Marşı söylenmesine de razı olacaklar mı, hükümet ya da yöneticileri böyle istiyor, Anayasa’ya uygun diye, demokrasi var, özgürlük var, diye?Hükümetler, anaysalar, yasalar, hukuk; aklın, mantığın, vicdanın, onurun yerini alabilirler mi ya da üstünde olabilirler mi?
Rap ve Türk Polisi! Etnikçilik ve Türk Polisi! Türk Polisi; her şeyden önce hükümetin değil Türkiye Devleti’nin, Türk Kültürü’nün, Türklüğün, Türkiye’nin, bilimin, mantığın, onurun, gururun, insancalığın polisidir. Türk Polisi önce bunu anlamalıdır. Ve kuruluş yılını, 1920 olarak almalıdır, Osmanlı Devleti’ni değil. Daha kuruluş yılı konusunda doğru bilgiye sahip olmayan bir örgütün, öteki konularda bilinçli, mantıklı, bilimsel, ulusal olduğunu söylemek çok zor olacaktır yoksa.
Polis örgütü; medyadan, yoz- ahlaksız sanatçılardan, yoz reklamcılardan, yoz-ahlaksız modacılardan; yoz- ahlaksız kültürlerden; ulusallık dışı, Atatürk karşıtı, ahlak dışı, onur dışı kültürlerden ve kişilerden uzak durmak zorundadır. Başarılı bir reklam yapmak için olur olmaz kişilerle ve kültürlerle iş birliği yapmamalıdır.
Bence artık bu polis örgütünün yerine, 1920 yılını kuruluş yılı alan yeni bir polis örgütü kurulmalıdır. Bunun için doğal ki önce; Türkiye Devleti, Türklük, bilimsellik, mantık, ulusallık değerlerini değil de Osmanlı, İslamiyet, Arap Dünyası, batı değerlerini temel ve amaç alan bu hükümet gitmelidir.
Kapitalizmde, emperyalizmde, faşizmde, yozlaşmada, ihanette; her yol mübah olabilir ama ne bilimsellikte ne Türklükte ne insanlıkta ne Türkiye’de her yol mübah olmamalıdır. ‘’Benim memurum işini bilir; vermeden almak, Allah’a mahsustur; gibi mantık ve insanlık dışı sözler ne bilime ne Türkiye’ye ne Türkiye’liliğe ne insancalığa uygun sözler değildir. İşte bu yüzden ki ülkede; bilimsel, mantıklı, onurlu, ulusal siyasetler yerine mantıksız, yoz, kokuşmuş, insanlık dışı, bilimsellik dışı siyasetler üretilmektedir.
O kılibi kınıyorum. Rapçilerle birlik olmuş bir polis örgütü; rapi, rapçileri ve kültürlerini, kabul eden bir örgüt demektir. Rapçilerle birlikte rap yapan, etnikçilerle birlikte piyes yapan bir polis örgütü; korkulan o ki siyasi iktidarların iktidar tutkuları yüzünden, günün birin de de fahişelerle, eş cinsellerle, zinacılarla birlikte kılip de yapabilir.
Atatürk’e değer vermeyen sözde Müslüman’lar gerçekte Allah’a da Muhammed’e de İslamiyet’e de değer vermeyenler demektir ki zaman, bunu da gösterecektir, kanıtlayacaktır.
Polisler kafalarını elleri arasına alıp ‘’ Biz ne yapıyoruz?’’, diye düşünmeliler. Yoksa bir gün kendilerinden ‘’ Hey papi, nerde benim 50 kapi?’’, diye harçlık isteyen küçük çocuklarıyla ve fahişe, eşcinsel, uyuşturucu kullanan yetişkin çocuklarıyla da karşılaşmak zorunda kalacaklardır.
Polisler yozlaşıyor, polis örgütü yozlaşıyor çünkü siyaset, ülke, ekonomi yozlaşıyor.
Polis örgütü nereye gidiyor?
İslamiyet’e gittiklerini sanırken gerçekte batı yozlaşmışlığına götürülüyorlar…
Bir ip ucu daha vereyim mi?
Vereyim?
Ülkede, ‘’ Kültürlerin mozaiği güzel olur’’, denilirken neden acaba polis örgütü içinde karşıt inançtan- görüşten olmaya, örgütlenmeye izin verilmiyor; eşcinsellerin, , zinacıların bile polis olmalarına izin verilmeye çalışılırken?Ve neden, ‘’ %99’u Müslüman denilen bu ülkede, zina, eşcinselliğe, eşcinsel evliliğe, eş cinsel aile kurmaya, yasal fahişeliğe izin verildi, fahişeliğe emekçilik denildi?
Polis; özünü, buyruklarını ve gücünü önce Atatürk’ten, Türkiye’lilikten, bilimden, ahlaktan, onurdan, mantıktan, Türkiye Devleti’nden almalıdır, hükümetlerden ve yasalardan değil. Her memurun, vicdan dışı, ahlak dışı buyruklara karşı çıkma hakkı vardır. Neden; vicdan dışı, ahlak dışı, onur dışı, Atatürk dışı, Türkiye’lilik dışı, Türkiye dışı, insanlık dışı buyruklara karşı çıkma hakkı da olmasın?
Yeni bir polis örgütü kurulmalı: Fakülte mezunu, bilimsel, mantıklı, aydın, erdemli, bilge, okumayı ve yazmayı seven, her bilimden ve teknolojiden anlayan, ulusalcı, Türkiye’ci, ahlaklı, sigara-içki gibi şeyler kullanmayan, Atatürk’ü seven, onurlu, gururlu, sözünün eri erkeklerden oluşan ve hükümete değil doğrudan devlete bağlı. Ya da İç işleri Bakanlığı , hükümetten alınmalı, devletin bir kurumu yapılmalıdır. Polis; bir siyasi parti olan hükümetlerden uzaklaştırılmalıdır.Yeni polis örgütünde bayanlara yer verilmemelidir. Polis; silahın değil bilimin, Türklüğün, ahlakın, onurun, insanlığın, güvenirliğin, ülke savunmasının bir gücü ve simgesi olmalıdır…Hükümet kapsam ve yetkisi daraltılmalıdır çünkü hükümet demek bir siyasi parti yönetimi demektir sonuçta. Siyasi partiler de özel bir anonim şirket, holding demektir sonuçta; para için bu işi yapan.. Yani bir ülkeyi hükümet denilen, oyla başa gelmiş, özel, bir siyasi partinin yönetmesi demek , bu işi para için yapan bir şirketin, holdingin yönetmesi demektir gerçekte; ve buna demokrasi, hukuk, özgürlük değil paranın, ticaretin, özel sektörün, kapitalistlerin egemenliği denilir gerçekte... Ülkeyi siyasi partiler değil bilim, ahlak, Türkçe ve devlet yönetmelidir. Türkiye Devleti bir hükümet değil devlettir. Devleti de devlet yönetmelidir, siyasi partiler değil…
Polis nedir? Polis kimdir? Polisler önce bunu düşünmek zorunda.
Polisler düşünmek zorunda.
Düşünmek zorunda…
Bunun için de polisler bilimle ilgilenmek, her alandan kitaplar okumak zorundalar…
Polisler okumak zorunda.
Okumak zorunda.
EK: Polislere önerdiğim kitaplar:
- Nutuk(Söylev), Kuran, Tevrat, İncil, Zebur, Padişah Anaları, Ekonomi politik, Diyalektik materyalizim, Tarihsel materyalizim, Bozkurt( Armstrong), Eylem ve düşünce açısından çağımız (Necip Alsan), Yalnızız ( Peyami Safa), Tekelliyet (Yalçın Küçük), Kavgam (Hitler), Savaş sanatı ( Sun Tzu), Ölü canlar(Gogol), İdamlık genç( Emine Şenlikoğlu), Kemal Atatürk ve çağdaş Türkiye( Johannes Glasneck), Savaşçı ( Doğan Cüceloğlu), Mesnevi( Mevlana), Ey vatan ( Osman Pamukoğlu), Yağmalar ülkesi Türkiye( Rahmi Kumaş), Metod üzerine konuşma( Descartes), Militan demokrasi ( Vural Savaş), Aklın yönetimi için kurallar( Descartes), İnsan zekasının ilerlemeleri üzerinde tarihi bir tablo taslağı( Condorcet), İnsanın estetik eğitimi üzerine bir dizi mektup( Schiller), 100 soruda İktisadi doktrinler tarihi( Mehmet Selik), Denemeler ( Montaigne), Alıştırmalı diksiyon sanatı( N. Şenbay), Son yaprak( O’Henry), Dokuz ışık ( Alparslan Türkeş), Din bu( Turan Dursun), Pamuk prenses ve yedi cüceler, Kül kedisi, Kibritçi kız, Ömer’in kaderi…
Necdet Gürçiftçi
(Bir Türk bilgesi)( Hem de inadına)
2010-mart
BU YAZIMI YAYINLAMAYAN MİLLİYET BLOG EDİTÖRLERİNE SORUM: Bu yazım hangi grubu hedef göstermiş, rencide etmiş?Bu, bilimsel araştırma ve düşünce yazısıdır.. Bilimsel düşüncelere bile katlanmıyorsunuz.İnsanların görüşlerini açıklamalarına, öneri getirmelerine bile neden izin vermiyorsunuz? İnsanların düşünce ve ifade özgürlüklerine neden olumlu yaklaşmıyorsunuz? Süleyman Ekim'in; siyasilerden sanatçılara kadar konulardaki kişileri hedef alan, hedef gösterici, rencide edici yazılarına neden izin veriyorsunuz? Ben artık sizin; editörlük yapacak hukuksal ve bilimsel özellikler, iyi niyet ve yansızlık içinde olduğunuza üzgünüm ki inanmıyorum. Keyfi sansürleme yapıyorsunuz... Bilime, bilimselliğe karşısınız... Yazık... Magazin ve gırgır blogu olmak istiyorsunuz. Milliyet Blog yazısını boşuna, çocuk yuvası yazısı biçiminde yazmamışsınız... Sanıyorum Tck' ve Anayasa ile pek ilginiz yok... İyi niyetli olduğunuza inanmıyorum artık... Yazılarımı dikkatle okumadığınıza eminim...Şu editörlerinizi isim , eğitim düzeyi ve resimleriyle tanıtsanız da yazılarımız kimlere emanet görsek... Süleyman Ekim'in günde 10 blogu rahatça yayınlanırken benim iki günde bir blogumu bile yayınlatmamdaki zorluk çok garip... Süleyman Ekim'i mi çok ciddiye almıyorsunuz, beni mi çok ciddiye alıyorsunuz acaba?
Yeni, özgün, özel düşüncelere açık olmadığınız anlaşıldı. Ezbere şeyler, ezberinizi bozmayan yazılar istiyorsunuz. Yoksa yazılarımı redlerinizin hukukla ilgisi yok. Eminim ki Aihm'e baş vursaydım, sizi cezalandırırdı; düşünce ve ifade özgürlüğüne keyfi sansür uyguladığınız için. Ama çıplak kadın resimlerini, erotik yazıları nasıl da kolayca yayınlayabiliyorsunuz? Kabahat bendeki Milliyet adına , Milliyet Tarihi'ne, saygı gösterip, Milliyet adını ciddiye alıp burada yazı yazdım.
Yeniçeriler'i eleştiren yazı yazsam, korkarım ki yayınlamayacaksınız; bir kurumu hedef alıyor, diye...
Ey Mustafa Kemal; uyanabilsen de görsen kurduğun ülkenin getirildiği halleri...
Bence siz ne yaptığınız bilmiyorsunuz...
Milliyet Blog'da düşünce ve ifade özgürlüğü ve yansız, hukuka uygun editörlük istiyorum...
Bu yazımı da itirazımla birlikte aynen Facebook'ta yayınladım...
Bence siz blogun adını; Magazin Blog olarak değiştirin. Hem o da MB oluyor. Cicili bicili başlığınıza da çok uyar...
5 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)